Sosyal medyada herkes sizi “Ergün Kazanır” olarak tanıyor ama gerçek adınız Mustafa Civelek. Bu ismin hikâyesi nasıl ortaya çıktı? Neden özellikle “Ergün”?
Ergün Kazanır hikayesi 2018 yılında mizahi tweetler paylaşmak için açtığım bir hesapla başladı, Ergün ismi nevi şahsına münhasır gerçek komik bir meslek büyüğümün ismi, ondan esinlendim. Sonra Ergün’ün öyle bir soyadı olmalı ki dosta güven düşmana korku salmalı ve Türkiyede olmayan bir isim olmalı diye düşündüm Trakya ağzıyla da avukat Hergün Kazanır esprisine müsait olduğu için böyle bir isim seçtim.
Nerede doğdunuz, nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Bugünkü mizahınızı ve duruşunuzu en çok hangi anılar şekillendirdi?
Rizede doğdum, dört çocuklu bir ailenin son çocuğuyum, benden sonra tövbe ettiler. Şaka şaka beni se düşünmüyorlardı bence:) son çocukların %80’i sürpriz çocuktur, o nedenle sürpriz yapmayı, bu hayata gelmemin çok gerekli olduğunu ispatlama çabasında bir çocuk oldum sanırım,
Hukuka yönelme hikâyeniz neydi? “Ben avukat olacağım” dediğiniz o anı hatırlıyor musunuz?
Hukuka yöneldiğim anı çok hatırlamıyorum ama şu sözü çok işittiğimi hatırlıyorum; “sen avukatı mısın? Sana ne?” Haksızlık meselesine takıntılı bir çocuktum, o yüzden öğretmenlerim beni avukatlığa sürüklemiş olabilir, bu avukatlık bana göre diyerek hukuk yazdım.
Sosyal medya tarafınız çok eğlenceli ama yazdığınız kitaplar oldukça derin ve kıymetli eserler. Yazma süreciniz nasıl başladı? İlk cümlenizi hatırlıyor musunuz?
Yazıların derinlikli olması ile mizah yapmak bir çelişki değil esasen, çünkü mizah da çok derin bir iş. Kısa sürede anlık bir kare veya sözle kişiye en zor eylemi yaptırmak, güldürmek. İlk yazdığım tweeti hatırlıyorum, sıfır takipçi ile 25-30 bin beğeni almıştı, Ergün Kazanırı biraz da o tweet için kurgulamıştım ama bu kadarını beklemiyordum. Sonra sosyal medya silinir gider ben kitap yazmalıyım diyerek masaya oturduğumu ve Avukatı mısın? Hikayesine başladığımı hatırlıyorum, ilk cümlelerimde “avukatı mısın?” Sorusunun hayatımdaki yerini anlatmaya başlamıştım.
Yeni bir kitap projesi var mı? Varsa küçük bir ipucu verir misiniz?

Yeni kitap şu an yayınevinde, daha yenileri de var. Özellikle Adalet Tohumu kitaplığımda bir çok kitap yazmak istiyorum. Temel hukuki ilkeleri “çocuk kitabı” formatında yazarak ilkokul çağından itibaren çocuklara aşılamak istiyorum, aslında sadece çocuklara değil almasını bilen her yetişkine de. Türkiyede bu alanda büyük bir eksik var, kitaplar okundukça, kavramlar öğrenildikçe bunu daha net görüyorum. 8 yaşında bir çocuğun Masumiyet Karinesini amlatması inanılmaz.
Avukatlık mesleğinde yaşadığınız ama ‘keşke kamera açık olsaydı da insanlar görseydi’ dediğiniz komik bir anınız var mı?
Avukatlık mesleğinde yaşanan absürdlükler dizi film olsa “bu kadarı da abartı” der insanlar. Karakollarda yaşadığım olaylar, duruşmalarda keşiflerde yaşadığım olaylar, hepsi çok komik fakat ben bunları hiç Bir zaman direkt anlatmadım, başka kurguların içinde yer verdim. Zira diğer türlüsünü çok etik bulmuyorum.
En unutamadığınız işbirliği hangisiydi? Neden özel bir yeri var?
Unutamadığım işbirliklerinden biri bir astrolog tarafından bana ulaşılan “dava kazandıran kolye” işbirliği olarak söyleyebilirim, tabi bu işbirliği hayata geçmedi, teklif aşamasında kaldı 🙂
Sosyal medyada oldukça görünür birisiniz ama çocuklarınızı asla ekran- da göstermiyorsunuz. Bu kararın arkasındaki duygu ve düşünce nedir?
Ben kendimi de yıllarca göstermedim, sonra şartlar beni zorları ve görünür oldum. Kaşımıza gözümüze burnumuza her şeyimize laf söyleme özgürlüğü olduğunu düşünenlerle dolu platformlarda çocukların görüntülenme aracı olmaması gerektiğini düşünüyorum, yıllar sonra çocuğum bana “baba benden izin almadan benim videonu neden paylaştın?” Dese bunun cevabını veremem. Onların kişilik haklarına saygı duyuyorum.
Bu konuda eleştiri aldığınız oldu mu? Aldıysanız en çok neye şaşırdınız?
Bu konuda eleştiriden ziyade takdir aldığımı düşünüyorum, çünkü çocukları, eşi, evin her köşesini göstermemek zor olan, kolay ve kazançlı olan diğeri. Ayrıca çocukların ekranla kamerayla çok da sıkı ilişkiler içinde olmasını doğru bulmuyorum. Beğenilme arzusu yetişkinleri bile içine çekerken çocuk psikolojisinin bu dengeleri kurması zor.
Avukatlık gibi ciddi bir mesleği yaparken çok komik, eğlenceli videolar çekiyorsunuz. İçinizdeki bu mizah enerjisi nereden geliyor?
İçimde bir mizah enerjisi yok aslında, çok ciddi bir insanım fakat mizah absürdlükten doğuyor, o ciddiyete bile gülüyor insanlar. Gereksiz ciddiyet de komiktir. Yani benim doğal halim de insanlara komik geliyor, sanırım bunun için doğduğum topraklara çok şey borçluyum, bana gülenler benim abimi görse daha çok güler. Rize böyle bir yer
Hiç müvekkillerinizden “Hocam bu videodaki siz misiniz?” diye soran oldu mu? Tepkileri nasıl?
Müvekkillerim mesleki tarafımdaki ciddiyetimi bildikleri için videolarıma yorum yapmazlar , sosyal medya üzerinden yazmazlar:)
Sizce hukukun içinde mizaha yer var mı? Yoksa mizah sizin kaçış noktanız mı?
Hukukun içinde de mizah var, mizah olmadan hayat olmaz. Bizler dert dinleyen sorun çözen, her yanı sorun ve sıkıntı olan bir meslek icra ediyoruz, dolayısıyla gülmek nefes almak kadar gerekli. Ciddiyetle mizah çelişki değil, sadece yer ve zaman ayarlamasını doğru yapmak lazım.
Sosyal medya gücünüz büyüyor, markalar işbirliği için kapınızı çalıyor. Bir işbirliğini kabul ederken hangi kriterlere dikkat ediyorsunuz?
Benim sosyal medyam çok büyümüyor artık, 8 senede yazılarımı okuyan, mizahımı ve duruşumu beğenen takibe aldı, artık dramatik bir büyüme için çok ilginç bir şey olması lazım, onu da hiç istemem açıkcası. Takipçilerime dostlarım demeyi tercih ediyorum, 1 milyonlun bir aile bana yetiyor, önemli olan mevcutların ekslmemesi. İşbirliği yaparken markanın güvenilirliğine çok öne veriyorum, özellikle eğitim platformu vs gibi işbirliklerinde o hizmeti anlatabilecek kadar deneyim elde etmeden servet ödeseler o işbirliğini kabul etmem. Kullanmadığım ürünü kullanıyorum diye tanıtmam, mantıksız ve gereksiz bulduğum ürünü, beğenmediğim ürünü tanıtmam. Ben yüzüm görünmeden adım bilinmeden yazılarımla ve sesimle elde ettiğim güveni “para” için zedelemem. Felsefem bu.
Sosyal medyada sizi takip eden onca insana tek bir cümle ile bir mesaj verecek olsanız… ne derdiniz?
Onlara şunu söyleyeyim, sosyal medyadaki dostlarımı sadece bir sayı olarak görmüyorum, tek bir dilek hakkım olsa hepsinin mesajını okumayı ve cevap vermeyi, hatta hepsiyle yüz yüze görüşebilmeyi isterdim.






