Bizim çocukluğumuz sokakta geçti.
Kardeşimle çamura basmaktan korkmazdık, akşam ezanı duyulana kadar eve dönmezdik. Şimdi ise çocuklarımız bambaşka bir çağın içinde büyüyor: ekran çağı.
Tabletler, telefonlar, bilgisayarlar …
Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay ama deneyimlemek hiç olmadığı kadar zor. Ben bir anne olarak şunu fark ettim: Çocuklar aslında ekrana değil, bağ kurmaya ihtiyaç duyuyor. Sizden“çocuklarla gezmek zor” cümlesini o kadar çok duydum ki, bunun doğru olmadığını göstermek istedim.
Evet, planlama gerekiyor. Evet, yoruluyoruz. Ama o yorgunluğun içinde büyüyen bir şey var: hatıralar. Bir müzede şaşkın gözlerle bakılan bir tablo, bir şehir meydanında paylaşılan simit, bir doğa yürüyüşünde sorulan yüzlerce soru… Hiçbir ekran, çocuğun gözlerinin içindeki o merakı taklit edemez.
Deneyim odaklı aile hayatı demek, sürekli seyahat etmek demek değil. Bazen mahallenizdeki bir sergi, bazen gece açık bir müze, bazen birlikte yapılan bir yolculuk planı bile yeterli. Önemli olan şu soruyu sormak: “Bugün çocuğumla ne yaşadık?”
Not ortalamaları elbette önemli.
Ama karakteri, özgüveni, dünyaya bakışı; işte onlar yaşanmışlıklarla şekilleniyor
Ben çocuklarımla gezerken sadece yeni yerler görmüyorum.
Onların dünyaya nasıl baktığını öğreniyorum. Sabretmeyi, paylaşmayı, farklı kültürlere saygıyı birlikte deneyimliyoruz. Belki ekranlar tamamen hayatımızdan çıkmayacak. Ama biz ebeveynler bir denge kurabiliriz. Çünkü çocukluk beklemez. Ve anılar, ekran ışığından daha kalıcıdır.








