Bir anne ve öğretmen olarak, çocukların dünyasının ne kadar hızlı değiştiğini her gün daha net görüyorum. Eskiden sokakta başlayan hayat, şimdi ekranlarda şekilleniyor. Oyunlar, arkadaşlıklar, meraklar… hepsi artık bir ekranın içine sığmış durumda.
Sosyal medya yalnızca bir eğlence aracı değil; çocukların düşünme biçimini, hayata bakışını ve kendilerini nasıl gördüklerini etkileyen güçlü bir alan haline geldi. Gördükleri her içerik, duydukları her cümle onların zihninde bir iz bırakıyor. Sınıfta verdiğimiz bir değerin, evde birkaç saniyelik bir içerikle gölgelenebildiğine şahit oluyoruz.
Sabır, saygı, emek gibi kavramlar; hızlı tüketilen görüntüler arasında bazen geri planda kalabiliyor. En zor olan ise şu: Çocuklar neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt edecek yaşta değilken, karşılarına çıkan her şeyi gerçek olarak kabul edebiliyor.
Bir anne olarak kaygılanıyorum. Bir öğretmen olarak sorumluluk hissediyorum. Çünkü mesele sadece çocukların ne izlediği değil; izlediklerinin onlarda nasıl bir karşılık bulduğu.
Bugün çocuklar, yaşlarına ağır gelebilecek duygularla çok erken karşılaşabiliyor. Korku, öfke ya da anlamlandıramadıkları görüntüler… Tüm bunlar onların dünyasına çoğu zaman sessizce giriyor.
Asıl dikkat edilmesi gereken de bu sessizlik. Çünkü etki çoğu zaman fark edilmeden, yavaş yavaş oluşuyor.
Bu yüzden çocukları sosyal medyadan tamamen uzak tutmak yerine, onlara bu dünyada nasıl var olacaklarını öğretmek gerekiyor. Rehberlik etmek, birlikte izlemek, konuşmak ve gerektiğinde sınır koymak…
Çocuklarımızla daha çok iletişim kurmalı, onları dinlemeli ve anlamaya çalışmalıyız. Çünkü bazen küçük bir soru, büyük bir farkındalığın başlangıcı olabilir.
Unutmayalım; çocuklarımıza bırakacağımız en değerli şey, onları her şeyden uzak tutmak değil… karşılaştıkları her şey karşısında doğruyu ayırt edebilecek bir bilinç kazandırmaktır.








