Bugün çağımızın en büyük hastalığı ne kanser ne de virüsler… Asıl en büyük salgın; “hafızasızlık”. Elimizdeki telefonun ekranını yukarı doğru kaydırdıkça dünyayı keşfettiğimizi sanıyoruz, fakat bastığımız toprağın altında binlerce yıllık hikâyeden bihaberiz.İşte bu durum, toplumun iliklerine kadar işleyen o korkutucu “yozlaşmayı” beraberinde getiren etkenlerden biridir. Buna son dönemlerde çocuk yaşta cana kıyanları gördükçe fazlasıyla şahitlik ediyoruz. Naif, ince ruhlu bedenler maalesef ki toprak altında. Oysaki sevgi, saygı ve hoşgörüyü şiar edinen atalarımızı örnek almak gerekirken bizler gittikçe yozlaşan bir hal alıyoruz. Tarihimizde Osmanlı’yı sadece “yedi düvele hükmeden güç” olarak algılayıp, onun “insanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturunu, komşusu açken tok yatmayan ahlakını, hayvanlar için bile hastane kuran (Gurabahane-i Laklakan) merhametini okumazsak; bugün sadece kendini düşünen bencil, tüketime odaklı sevgiyi ve saygıyı yitirmiş bireylere dönüşmemiz kaçınılmaz olur.
Kökünden kopan bir ağaç nasıl kuruyorsa, tarihinden kopan bir nesil de öyle kurur; ruhunu kaybeder. Maalesef ki bugün bizler bunu yapmak yerine Batı’nın popüler kültürünü kopyalıyor, kendi özümüzdeki o muazzam hazineyi sandıklara kilitliyoruz.
“Geçmişini bilmeyen, geleceğini kuramaz.”
Sadece geçmişle övünen değil, geçmişten “ders ve ilham” alan bir gençlik olmak zorundayız. Mesela tarihin en büyük hükümdarlarından Kanuni Sultan Süleyman’dan bir örnek anlatayım;
Sultan Süleyman Topkapı Sarayı’nın bahçesindeki ağaçları karıncaların sardığını görür. Ağaçlar kurumasın diye ilaçlatmak ister ama içi rahat etmez. “Acaba günah mıdır?” diye düşünür. Dönemin Şeyhülislamı Ebussuud Efendi’ye, şu beyitle sorar:
“Dırahtı (ağacı) ger sarmış olsa karınca / Zarar var mıdır karıncayı kırınca?”
Ebussuud Efendi de ona aynı incelikle cevap verir:
“Yarın Hakk’ın divanına varınca / Süleyman’dan hakkın alır karınca.”
Cihan padişahı bu cevabı okuyunca karıncalara dokunamaz. Şu inceliğe bakar mısınız? Karşımızda devletlere hükmeden, orduları titreten Sultan Süleyman var; ama bir karıncanın canını incitmekten çekiniyor. Şimdi dönüp bugünkü halimize bakalım. Karıncayı dert eden o ecdadın torunları; bugün trafikte, sokakta, sosyal medyada birbirinin canına kıymaktan, ezmekten, hakaret etmekten hiç çekinmiyor. Biz ne zaman karıncanın hakkını gözeten o adaletten, birbirini kıran bu yozlaşmışlığa düştük? Cevap basit: O şuuru veren tarihi okumayı ve örnek almayı bıraktığımız için. Şimdi o tozlu sayfaları yeniden açıp, kaybetmekte olduğumuz ‘özümüzü’ hatırlama vaktidir.
VEYSEL ARIKAN / EĞİTİMCİ-İNFULENCER








