Bir ülkenin geleceğini tartışırken çoğu zaman yatırımlar, büyük projeler, ekonomik göstergeler konuşulur. Oysa bilim, geleceğin en güçlü göstergesinin bir çocuğun hayatının ilk altı yılı olduğunu söylüyor. İroniktir ki, en kritik dönemi, en az konuşulan alandır: okul öncesi eğitim.
Gelişim psikolojisi literatürü ısrarla aynı noktayı işaret ediyor: Erken çocukluk döneminde yapılan eğitimsel müdahaleler, bilişsel gelişimi yalnızca desteklemekle kalmıyor; kişilik yapılanmasını, sosyal ilişkileri ve duygusal dayanıklılığı da belirleyici düzeyde etkiliyor. Biz yetişkinler ise çoğu zaman rengarenk boyalarla, küçük sandalyelerle dolu sınıfların içinde sessiz bir devrim yaşandığını fark etmiyoruz.
Eylül’ün Kelimeleri
Geçtiğimiz gün bir öğretmenle sohbet ederken, bana öğrencisi Eylül’den bahsetti. Sessiz bir çocukmuş, konuşmayı pek sevmezmiş. Sorduğunuz sorunun cevabını vermeden önce gözlerini kaçırır, kelimeleri sanki yutkunurken bile tutmaya çalışırmış.
Öğretmeni Eylül için sınıfta küçük bir “sır masası” oluşturmuş. Her gün masaya bir resim koyuyor, Eylül sadece işaret ederek “bugün böyle hissediyorum” diyormuş. Derken bir sabah, Eylül kendi getirdiği kuş resmini masaya bırakmış ve ilk kez kendi isteğiyle konuşmuş:
“Bugün kuş çizdim… çünkü artık korkmuyorum.”
Bütün gelişim testleri, tüm bilimsel veriler bir yana; bir çocuğun cesaret kazanması kadar kıymetli bir çıktı var mı?
Atlas’ın Ters Çevirdiği Dünya
Bir diğer sınıfta ise Atlas varmış. Yenilmekten nefret eden, bir oyunda başarısız olunca gözyaşına boğulan o çocuklardan biri. Öğretmeni ona bilerek eksik parçalı bir puzzle vermiş. Atlas uğraşmış, sinirlenmiş, bırakmış, geri dönmüş. Sonunda öğretmeni sadece şöyle demiş:
“Bir de ters çevirmeyi denesene.”
Atlas o gün, belki ileride hayatında yüzlerce kez işine yarayacak bir şeyi öğrenmiş: Bazen sorun emek eksikliği değil, bakış açısıdır.
Okul öncesi eğitim akademik başarı kadar, zihinsel esneklik öğretir. Cesaret, sabır, sebat, deneme ve yanılma kültürü… İşte bunlar ilkokul kitaplarında değil, küçük ellerin dokunduğu oyunlarda öğrenilir.
Zeynep’in Sandalyesi
Bir anaokulu sınıfında öğle yemeği saatinde bir sandalye eksikti. Çocuklar doğal refleksle kendi yerini korumaya çalışırken, Zeynep hiç düşünmeden kendi sandalyesini arkadaşına verdi.
Öğretmeni “Peki sen ne yapacaksın?” diye sorduğunda, Zeynep’in cevabı bir ders niteliğindeydi:
“Ben biraz ayakta dururum, o zaten üzülmüştü.”
Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz kavram olan empati, işte o sandalyenin eksik olduğu masada doğuyor.
Bir Ülke Neyi Önemserse Ona Dönüşür
Okul öncesi eğitimi hafife alan toplumlar, aslında kendi geleceğini hafife alır. Çünkü 2-6 yaş arasındaki çocuklara sunulan eğitim, yalnızca bilgiyi değil; kişiliği, duyguyu ve sosyal davranışı şekillendirir.
Bir ülkenin yarınki doktoru da, mühendisi de, öğretmeni de önce “o sınıflarda” insan olmayı öğrenir. Bir krizi yönetecek liderin soğukkanlılığı, bir bilim insanının merakı, bir sanatçının hayal gücü… Hepsi ilk kıvılcımını okul öncesi yıllarında alır.
Bu yüzden o sınıfların küçüklüğüne aldanmamalıyız. Masalar küçük olabilir, ama orada kurulan gelecek oldukça büyüktür.
Eğitim politikalarının tartışıldığı her masada, okul öncesinin mutlaka baş köşede olması gerekiyor. Çünkü bir toplum neye öncelik verirse ona dönüşür.
Çocukların resim yaptığı, oyun oynadığı, hata yaptığı, güldüğü bu sınıflar aslında hayatın provasının yapıldığı sahnedir.
Ve o sahnenin ışıkları ne kadar güçlü olursa, geleceğimiz de o kadar aydınlık olur.
Seyhan Molla
Altın Şato Eğitim Kurumları Kurucusu






