Bir zamanlar “anlayış” denilen bir kavram vardı. insanlar birbirini dinlemeye çalışır, farklı düşüncelere saygı gösterir, hataları büyütmeden çözmeye uğraşırdı. Şimdi ise herkes haklı çıkma yarışında. Kimse geri adım atmak istemiyor. Çünkü artık sakin kalmak değil, sert olmak güçlü görünmenin yolu sanılıyor.
Tahammülsüz Bir Topluma mı Dönüştük?
Sabah trafiğinde bir korna sesiyle başlıyor her şey. Sonra bir bakış, bir söz, küçücük bir yanlış anlama… Ve bir anda kim olduğumuzu unutur gibi öfkeleniyoruz. Peki ne oldu bize? Eskiden insanlar daha mı sakindi, yoksa biz mi artık daha kırılganız?
Belki de mesele sinirlenmek değil; artık hiçbir şeye tahammül edemiyor oluşumuz. Yolda yavaş yürüyene kızıyor, mesaja geç cevap verene alınıyor, farklı düşüneni anlamaya çalışmak yerine susturmayı seçiyoruz. Herkesin siniri ucunda, herkes tetikte. Sanki görünmeyen bir yük taşıyoruz ve en ufak temasta birbirimize çarpıyoruz.
Oysa kimse durup şunu sormuyor: Gerçekten bu kadar öfkeli miyiz, yoksa sadece çok mu yorulduk? Geçim derdi, hayatın hızına yetişme telaşı ve içimizde biriken duygular sabrımızı tüketiyor olabilir. Ama ne olursa olsun, bu kadar sert olmak zorunda mıyız?
Birbirimize karşı daha sabırlı olmayı ne zaman bıraktık? Ne zaman dinlemek yerine yargılamayı seçtik? Ne zaman anlamak yerine tepki vermek daha kolay geldi? Bugün birine gösterdiğimiz tahammül, belki de yarın bizim en çok ihtiyaç duyacağımız şey olacak. Çünkü bu hayat, herkes için zaten yeterince zor.
Artık kimse kimseye katlanamıyor. Bunu görmek için uzun analizlere gerek yok. Biraz trafiğe çıkın, sosyal medyada dolaşın ya da kalabalığın içine karışın. Herkes gergin, herkes öfkeli. En küçük bir yanlışta sesler yükseliyor, bakışlar sertleşiyor. Farklı fikirlere, farklı yaşam tarzlarına ve bazen birbirimizin varlığına bile tahammül etmekte zorlanıyoruz.
Üstelik bu sadece sokakta değil; evde, işte ve en yakın ilişkilerde de karşımıza çıkıyor. Dinlemek zor geliyor, anlamak gereksiz görünüyor. Empati ise neredeyse lüks sayılıyor. Herkes haklı ama kimse huzurlu değil.
Belki de asıl mesele şu: Artık kimse gerçekten iyi değil. Geçim sıkıntısı, gelecek kaygısı ve yetişme telaşı hepimizi yoruyor. İçimiz dolu, zihnimiz yorgun, sabrımız tükenmiş durumda. Ve biz bu yükü birbirimize boşaltıyoruz. Oysa bu öfke kimseyi rahatlatmıyor, sadece çoğalıyor.
Belki de çözüm büyük değişimlerde değil; biraz durabilmekte, hemen yargılamamakta ve anlamaya çalışmakta. Karşımızdakinin de bir hayat mücadelesi verdiğini hatırlamak gerekiyor. Çünkü toplumları ayakta tutan şey yalnızca kurallar değil; saygı, sabır ve anlayıştır.
Tahammül, zayıflık değil medeniyettir. Ve bir toplum tahammülünü kaybettiğinde, aslında birlikte yaşama kültürünü de kaybetmeye başlar.








