Sahne Disiplininden Sanal Evrenlere: EMRE KARAYEL iLE SAMiMi BiR YOLCULUK
Merhaba Emre Bey, Sizi bazen bir tiyatro sahnesinde ter dökerken, bazen atlarınızla huzur bulurken, bazen de “Ozan” karakteriyle hepimizin evindeki o tanıdık tartışmaların göbeğinde izledik. Enerjinizle her zaman ekranın ve sahnenin ötesine geçip bizlere dokunmayı başardınız. Bugünlerde ise hem yapımcı kimliğinizle hem de babalık heyecanınızla bambaşka bir serüvenin içindesiniz. Sizin o bitmek bilmeyen enerjinize ve samimiyetinize sığınarak; dünden bugüne, atlardan teknolojiye uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirmek istedik. Katkılarınız için şimdiden gönülden teşekkürler!
1. Emre Bey, “Dedektif Reptır” ile Türkiye’de bir ilki deniyor ve sanal prodüksiyonun kapılarını aralıyorsunuz. Ama işin içinde bir de “kukla” faktörü var. Bu projeye başlarken içinizdeki o hiç büyümeyen çocuk mu size fısıldadı? Neden bu kadar zor ama heyecanlı bir yolu seçtiniz?
Öncelikle ben profesyonel kuklacıyım ve TRT’de eğitim alarak yaklaşık 25-30 yıl önce bu işe başladım. Sonrasında bir süre ara verdim ve mesleki reflekslerim farklı yönlere evrildi; diziler, farklı projeler ve tiyatro işleriyle devam ettim. Uzun süre çocuklara yönelik bir şey yapamamıştım.
Pandemi döneminde kuklayı yeniden elime aldım. Aslında bu, içimdeki çocuğun fısıldamasıyla oldu. Demet’in o dönemde evde kuklalarla bir şeyler yapma isteği de bana bunu hatırlattı ve böylece bu zor ama heyecanlı yolu seçtik. Yavaş yavaş üretip öğreniyoruz. Yapımcılığın kolay olmadığını, işin içine girince daha iyi anladım. Yapım firmamızla birlikte üzerinde çalıştığımız özel projeler var. İnşallah hem televizyonlarda hem de dijital platformlarda karşılık bulur.
Çocuklara yönelik işlerde, sadece kendi çocuklarımız için değil tüm çocuklar için pedagojiye dikkat etmeli, onları doğru yönlendirmeliyiz; çünkü çocuklar bizim geleceğimiz.
2. Eşiniz Gizem Hanım ile bu projede omuz omuzasınız. Evdeki huzuru sete, setin heyecanını eve taşımak nasıl bir duygu? Bu ortaklık evliliğinize nasıl bir renk kattı?
Gizem daha önce kurumsal işlerde çalışıyordu. Yapım firmamızı kurduğumuz ve Dedektif Reptır’ın hayata geçtiği dönem, onun da işten ayrıldığı zamana denk geldi. Aslında ona çok ihtiyacımız olduğunu fark ettim ve sağ olsun projeye dahil olup yapımcılığı üstlendi.
Alanlar ve sınırlar doğru belirlendiğinde karı koca çalışmanın hiçbir zararı yok. İyi anlaşıyor, birbirinizi seviyor ve iş sınırlarınızı biliyorsanız bu durum işe de olumlu yansıyor. Bazen benim moralim düşer, o beni yükseltir; bazen onun canı sıkılır, ben onu motive ederim. Böylece tüm sorunların üstesinden birlikte geliyoruz. Gerçekten çok iyi bir yapımcı oldu, iyi ki var.
Paylaştığınız metnin devamını, orijinal cümle yapılarını ve kelimelerini tamamen koruyarak, okunaklı ve düzenli bir biçimde aşağıda bulabilirsiniz:
3. Çekimler sırasında teknolojiyle imtihan olduğunuz veya “Ben ne yapıyorum burada?” dediğiniz bir kahkaha anınız var mı?
Daha önce TRT’deki işlerimizde Green’de çekim yapıp sonrasında kipleme uyguluyorduk. Bu projede ise bir ilki denedik ve ciddi bir teknoloji sınavından geçtik. Unreal Engine oyun dünyasıyla kukla animasyonunu bir araya getirip aynı anda, real-time üç kamera çekimi gerçekleştirdik ve bunu başardık.
Bu açıdan Dedektif Reptır Birlikte Gülelim, bu şekilde yapılabilen bir ilk iş oldu. Başlangıçta ciddi zorluklar yaşadık ama sonunda hepsinin üstesinden gelerek ortaya güzel bir proje çıkardık.
4. Sanal prodüksiyon, bir oyuncunun duygusunu seyirciye geçirmesini kolaylaştırıyor mu yoksa daha mı mekanik bir hale getiriyor?
Tam anlamıyla virtual production diyemeyiz ama 3D animasyonların real-time yapılabilmesi, 16 metrekarelik bir alanda bir kukla kent ve evren yaratmamıza imkan tanıyor. Oyuncu da çekim sırasında bunu monitörden anlık gördüğü için adeta bir platonun içinde oynuyormuş gibi hissediyor. Bu hem büyük bir kolaylık sağlıyor hem de oyunculuğa keyif katıp yaratıcılığı artırıyor. Bu yüzden avantajları oldukça fazla.
II. O UNUTULMAZ ANLAR VE SAHNE TOZU
1. “1 Kadın 1 Erkek” desek… Sizce Ozan, 2026 model bir dünyada “bebek bakımı” ve “sosyal medya çılgınlığı” sınavından nasıl geçerdi?
Bu dönemde olsaydı Ozan TikToker olur muydu emin değilim ama bence Zeynep bu iş için daha uygun olurdu. Ozan’ın dizide zaten bir yazılım şirketi vardı ve bu tür şeylere pek sıcak bakmıyordu. Yine de belki birlikte influencer olma ihtimalleri olabilirdi.
2. Her akşam aynı metni başka bir enerjiyle oynamayı nasıl başarıyorsunuz?
Her akşam farklı bir enerjiyle oynuyoruz çünkü her gün salona farklı bir seyirci geliyor. Farklı şehirlerde, farklı insanlara oynuyorsunuz. Tiyatronun güzelliği de burada; oyun her akşam aynı saatte başlar, biter ve ertesi gün yeniden sıfırdan başlar. Tüm tiyatrodaki meslektaşlarımın da aynı heyecan ve duyguyu taşıdığına inanıyorum.
3. AST ekolü, o disiplin ve tiyatro ahlakı… Bu “eski toprak” duruşunu korumak sizi yoruyor mu?
Ben alaylı değil, tiyatro ekolünden geliyorum; rahmetli Cüneyt Gökçer’in son öğrencilerindeniz. Çok değerli hocalardan eğitim aldım ve bize ilk öğretilen şey tiyatro disiplini ve ahlakıydı.
Perde sekiz buçukta açılır ve mutlaka açılır. Oyuncu disiplinli olmalı, sahnedeki partnerine saygı göstermeli, işini doğru ve zamanında yapmalıdır.
Tiyatroyu var eden bu disiplinlerdir; bunlar yorucu değil, sahip çıkılması gereken değerlerdir.
Paylaştığınız metnin son bölümünü, orijinal cümle yapılarını ve kelimelerini tamamen koruyarak, okunaklı ve düzenli bir biçimde aşağıda bulabilirsiniz:
4. Kariyerinizde “Keşke bu karakterle daha uzun kalsaydım” dediğiniz bir rol oldu mu?
Zaman zaman zorlandığım roller oldu ama “keşke daha uzun oynasaydım” dediğim karakter Ozan’dı; gerçekten çok keyifli bir işti. Tabii çok fazla skeç çektik ve bir noktada tamamlandı ama bunu onun için söyleyebilirim. Onun dışında tüm roller için aynı heyecanla çalışır, elimden gelenin en iyisini yapmaya gayret ederim.
III. ATLAR, HUZUR VE “BABA” OLMAK
1. Atların o sessiz bilgeliği, setlerin gürültüsü arasında size nasıl bir “es” verdiriyor?
İkinci oğlumuz İlke Cihan dünyaya geldi, şu an beş aylık. İkinci kez baba olmak da en az ilki kadar büyük bir heyecan ve keyif. Çocuklarla birlikte olduktan sonra doğal olarak çocuk işlerine daha fazla odaklanıyorum. Ancak bunun kendi projelerime doğrudan bir etkisi olduğunu söyleyemem; çünkü yaptığım işler ile çocuklara yönelik içerikler farklı alanlar.
2. İkinci kez baba olmanın arifesindesiniz. Baba olduktan sonra senaryolara bakış açınız değişti mi?
Beni en çok yalan ve aptal yerine konmak sinirlendirir. Yalanı hiç sevmem, aynı şekilde aptal yerine konulmayı da. Beni en çok güldüren ise çocuklar. Onlarla oynamak hem keyif veriyor hem de insanı mutlu ediyor. Hayal güçleri bambaşka; her yaşta farklı sürprizlerle karşılaşabiliyorsunuz. En çok da evlatlarım güldürüyor diyebilirim.
3. Gündelik hayatın telaşında Emre Karayel’i en çok ne sinirlendirir ve en çok ne gülümsetir?
Güne mümkün olduğunca güler yüzle başlar, ailemi de böyle selamlarım. Ne kadar canım sıkkın olursa olsun, dünya bir sessiz film olsa bile gülmeyi unutmamamız gerektiğini anlatan mimikler yapardım.
IV. FİNAL VE GELECEK HAYALLERİ
1. Bir sabah uyandınız ve dünya bir sessiz film olmuş… İlk hangi duyguyu yüzünüzle anlatırdınız?
Oyunculuk benim ana mesleğim, ondan vazgeçemem. Allah sağlık verdiği sürece oyunculuk yapmaya devam etmek istiyorum.
2. Kendinizi daha çok yapımcı koltuğunda mı yoksa yine o rollerin merkezinde mi görüyorsunuz?
Oyunculuk benim ana mesleğim, ondan vazgeçemem. Allah sağlık verdiği sürece oyunculuk yapmaya devam etmek istiyorum.
3. Oyuncu olmak isteyen gençlere o altın nasihatiniz nedir?
Gençlere mutlaka okul okumalarını ve tiyatro eğitimi almalarını tavsiye ederim; mümkünse iyi şartlarda ve iyi eğitmenlerden. Bunun dışında bol bol okumalarını öneririm. Çünkü ne kadar çok okurlarsa hayal güçleri o kadar gelişir.








