Ekranın ve Sahnenin En “Bizden” Yüzü:
Onu bazen bir dizide evin neşeli abisi, bazen tiyatro sahnesinde hayranlıkla izlediğimiz bir usta, bazen de dijital dünyada derin ama bir o kadar keyifli sohbetlerin mimarı olarak görüyoruz. Hakan Bilgin, yıllardır değişmeyen samimiyeti ve “iyi insan” olma gayretiyle kalplerde her zaman özel bir yer edindi. Şimdilerde hem kapalı gişe oynayan “Aşk Listesi” oyunuyla hem de dijitaldeki başarılı projeleriyle üretmeye devam eden Bilgin ile; sanattan hayata, dünden bugüne uzanan, çay tadında bir söyleşi gerçekleştirdik.
1. Hakan Bey, şu an ajandanız oldukça yoğun görünüyor; bir yanda tiyatro sahneleri, diğer yanda dijital projeler… Bu tempoda her sabah uyandığınızda sizi en çok heyecanlandıran o “yeni” şey tam olarak nedir?
Efendim merhabalar. Aslında uyanma eylemim düşünmeyle başlıyor; o gün yapacaklarımı, dün yapamadıklarımı ve atladıklarımı gözden geçiriyorum. Hayatımda tiyatrodan sunuculuğa, eğitimden yazmaya kadar birçok şey var ve hepsini günlere bölmeye çalışıyorum. O gün ne varsa, tüm enerjimle ona odaklanarak uyanıyorum.
2. Sevinç Erbulak ve Yosi Mizrahi ile birlikte sahnelediğiniz “Aşk Listesi” oyunu büyük ilgi görüyor. Oyunda “hayalinizdeki insanın özelliklerini bir kağıda yazsanız neler olurdu?” gibi çok temel ama çarpıcı bir soru var. Peki, Hakan Bilgin gerçek hayatta kendi “mutluluk listesini” yazsa, ilk üç sıraya hangi özellikleri koyardı?
Evet, ilk sıraya kesinlikle samimiyeti koyardım. Hayatta en çok değer verdiğim şey bu; çünkü samimiyet varsa güven de olur, insan daha rahat hareket eder. Çevremdekilerin eksiklerini ya da başaramadıklarını kabul edebilirim ama samimi olmaları benim için her şeyden önce gelir, hatta tek başına bile yeterlidir.
3. Youtube’daki içerikleriniz ve konuklarınızla kurduğunuz o özel bağ izleyici tarafından çok seviliyor. Dijital dünya, yıllarca emek verdiğiniz tiyatro sahnesinden sonra size nasıl bir özgürlük alanı sundu?
“Aslında bu bir deneme çalışmasıydı. Mekanın Sahibine Geldik’le biz Covid dönemi böyle bir sohbet programı yapmamı istediler. Ben de evet yaparım ama gelen konuğa işte magazinsel, siyasi veya onu küçük düşürücü, daha çok içerik izlenebilen ama benim saygı göstermediğim şeyler olmasın diye girdiğim yola.
Benim derdim şuydu aslında; bizim televizyon dünyasında, medya dünyasında tanıdığımızı zannettiğimiz insanların aslında gerçek yüzünü, onların birer insan olduğunu, bir tarafta birisi olmadığını, göründüğü gibi olmadığını, onların hepsinin de aslında kendine ait bize çok yakın olan yanları olduğunu anlatmaya çalıştım ben Mekanın Sahibine Geldik’te.
Biraz insanları birleştirmeye çalışmak mı diyeyim… Hayatta tek sevmediğim şey insanların gruplara ayrılması; farklı farklı gruplarda, farklı farklı görüşlerde ayrıştırmaya karşı bir eylemdi aslında Mekanın Sahibine Geldik. Biraz onu yapmaya çalıştım. Onun için her görüşten insanı davet ettim ama onların dikkat ederseniz belki izlediyseniz çocukluklarından itibaren onları dinlemeye çalıştım. Yani hepsinin aslında çok öz, en samimi, en gerçek hallerini anlattırmaya çalıştım.
Onu çıkartınca da insanlar zaten bence herkesin sevilebileceğini, herkesle diyaloğa girilebileceğini, herkesle konuşulabileceğini aslında anlasınlar istedim. Çünkü biz birbirimizle konuşabilmeyi başarırsak aslında uzlaşması çok kolay yani. Ama birbirimize tartıştırmak için formalar giydirilmesi, taraflara ayrılmamız bizi ayrıştırmaya çalışmaları birçok insana çok şey kazandırırken en çok kaybeden ne yazık ki biz oluyoruz.”
4. Şu an sahnede olan “Aşk Listesi” dışında, çekimleri devam eden veya bu sezon seyirciyi şaşırtacak yeni bir dizi ya da film projeniz var mı?
Şu an TRT’de yayınlanan “Kod Adı Kırlangıç” dizisinde küçük bir rolüm var. Yeni bir dizi projem yok, ancak yazın “Çakallarla Dans” çekimi olabilir. “Aşk Listesi”nin yanı sıra Mayıs ayında “İkinci Şans” adlı yeni oyunun provalarına başlayacağız. Büyük ihtimalle yeni sezonda, Ekim’de sahnede olacak ve iki oyunla devam edeceğiz.
5. Yıllardır bu sektörün içindesiniz ama enerjinizden hiçbir şey eksilmiyor. “Eski Türkiye”nin set ortamları ile şimdiki dijital hızı kıyasladığınızda, en çok neyi özlüyorsunuz?
Eski set–yeni set diye bakmıyorum ama zamanlar değişti. Eskiden 45 dakikalık diziler çekilirken şimdi 120 dakikalık işler yapılıyor ve bu oldukça zor. Aynı projede yer alıp birbirini hiç görmeden çalışan oyuncular var; çünkü ekipler bölünmüş durumda. Sektör daha hızlı ve daha sert bir hale geldi.
Bugün “İkinci Bahar” gibi naif ve duygusu yüksek bir işi tekrar yayınlasak ne kadar izlenir emin değilim. Çünkü artık izleyici daha sert, daha uç içeriklere yöneliyor ve ne yazık ki bu durum dizilere de yansıyor.
6. Karakterlerinize can verirken hep bir “Hakan Bilgin dokunuşu” hissediyoruz. Rolü kağıttan alıp ete kemiğe büründürürken kendi dünyanızdan neleri katarsınız?
Birol’la çalışırken ben hep şunu baz alırım; oynadığım her karakterin içinde Hakan vardır. “Ben olsaydım ne yapardım?” diye yaklaşırım. Çünkü samimiyet ve doğallık buradan geliyor. Hiçbir zaman bir başkasını taklit etmeye çalışmadım; her rolü kendi içimden çıkarmayı tercih ettim. Bu da oyunculuğumdaki samimiyetin en önemli karşılığı.
7. Sizi her zaman güler yüzlü ve pozitif görüyoruz. Peki, Hakan Bilgin’in moralinin gerçekten bozuk olduğu bir günde sığınağı neresidir? Kendinizi nasıl “formatlarsınız”?
Evde vakit geçirmeyi çok seviyorum. Onun dışında motosiklet ya da araba kullanıp İstanbul’da keşfetmediğim yerlere gidip deniz kenarında vakit geçirmek benim için bir tür reset oluyor. Moralim bozulduğunda kendime zaman ayırıp olaylara farklı açıdan bakmaya çalışırım. Yanlış anlamış ya da önyargılı davranmış olabileceğimi düşünürüm. Çünkü İstanbul’da en zor şey zaman; bu yüzden kendime zaman tanıyıp kendi kendimi toparlamaya çalışırım.
8. “Mekanın Sahibine Geldik” gibi samimi projelerinizde de görüyoruz ki insan hikayelerine çok değer veriyorsunuz. Sizin için bir insanı “gerçek” kılan en temel özellik nedir?
Bir insanı gerçek kılan en temel şey samimiyettir. Samimi olan kişi kendini olduğu gibi gösterebilir ve bu da onu gerçek yapar. İnsanlar komplekslerinden arınıp “Ben buyum” diyebildiğinde, birbirlerini farklı göstermeye çalışmak yerine daha sağlıklı bir toplum oluşur. “Mekânın Sahibine Geldik”te de bunu anlatmaya çalıştık.
9. Genç oyuncu adaylarına veya içerik üreticilerine verdiğiniz tavsiyeler genelde “kendin olmak” üzerine mi kuruludur, yoksa teknik her şeyin önünde mi gelir?
Teknik hiçbir şeyin önünde değil. Bazen bomboş bir sahnede, tek başına bile izleyiciyi etkileyen oyunlar var. Dekor, kostüm ya da ışık ne olursa olsun, eğer oyuncu samimiyeti ve gerçekliği aktarabiliyorsa bunlar olmadan da güçlü bir sanat ortaya çıkar. Bu yüzden her şeyin üstünde olan şey samimiyettir.
10. Şöyle bir geriye dönüp baktığınızda, “İyi ki yapmışım” dediğiniz o en büyük çılgınlığınız neydi?
Öyle büyük bir çılgınlık yaptığımı söyleyemem. Risk alırım ama hayatımı tehlikeye atacak şeylere çok sıcak bakmam. Adrenali zaten sahnede yaşıyorum, bu yüzden ekstrem şeyler bana çok anlamlı gelmiyor. Bana göre en büyük çılgınlık sahneye çıkmak; yüzlerce insanın karşısına geçip onları saatlerce etkileyebilmek gerçekten büyük bir iddia.
11. Hayat bir tiyatro sahnesi olsaydı ve perde kapanmadan önceki son repliği sizin söylemeniz gerekseydi, bu cümle ne olurdu?
Son cümlem “ayrışmayın” olurdu. Samimi olun, gerçek kimliğinizi gösterin; ancak o zaman birbirimize yaklaşabiliriz. Herkes kendisi olsun, hatta kendine gelsin diyebilirim. Sevgiler, teşekkürler.
Samimiyetiniz, vaktiniz ve sanata kattığınız tüm güzellikler için çok teşekkür ederiz. Yolunuz her zaman aydınlık olsun!








