Hayatta Yaşadığımız Her Şeyin Bir Nedeni Olduğuna Her Olayın Bizi Başka Bir Kapıya Hazırladığına İnanıyorum
Müzikle kurduğu ilişkiyi yalnızca bir kariyer değil, bir yolculuk olarak tanımlayan Ezgi Ayçe, yıllar içinde sesini, tarzını ve sahnedeki varlığını adım adım inşa etmiş bir isim. Başarılı ve etkileyici sahne deneyimi ve bugün geldiği noktada üretim özgürlüğünü eline almasıyla, kendi hikâyesini daha sahici bir yerden anlatıyor. Onunla, hayallerden kusurlara, sahneden stüdyoya uzanan bu dönüşümü konuştuğumuz özel röportajımla sizleri baş başa bırakıyorum bu ay…
Enbe Orkestrası’nın 2018’de yayınlanan albümünde yer alan “Yarım Sevda” ile müzik dünyasına merhaba dediniz. Kariyerinizin 8. yılında tanınmak ve müzik dünyasında yer almak hep bir hayalin peşinden koşmak mıydı?
Aslında bu yolculuğu en doğru tarif eden şey, hiç şüphesiz bir hayalin peşinden koşmak. Bizim yaptığımız işte hayal kurmadan ilerlemek mümkün değil. Önce hayal ediyorsunuz, sonra o hayalin gerçekleşmesi için büyük bir emek, disiplin ve sabır gerekiyor. Ben de hep böyle ilerledim. Kurduğum hayaller hiçbir zaman küçük olmadı; bugün hâlâ beni heyecanlandıran, hatta zaman zaman ürküten kadar büyük hayallerim var. Ama en güzel tarafı da şu: Hepsinin gerçekleşebilir olduğuna gerçekten inanıyorum.
İnsanın kendi sesiyle barışması gerçekten zaman alıyor. Kariyerimin ilk yıllarında sesimi de yorumumu da yeterince beğenmiyordum. Ama bugün geriye dönüp baktığımda, o memnuniyetsizliğin beni geliştiren en önemli motivasyon olduğunu görüyorum…
2019’da “Ateş Böceği” ile geniş kitlelere ulaştınız. Şansa ya da tesadüfe inanıyor musunuz?
Şansa inanıyorum ve açıkçası kendimi şanslı biri olarak da görüyorum. Ancak kariyerimde yaşadıklarımı yalnızca şansla açıklamak bana haksızlık gibi geliyor. Çünkü her bir adımı atarken çok ciddi bir emek verdim, çok çalıştım ve hâlâ da çalışmaya devam ediyorum. Benim için şans, çalışkanlığın üzerine eklenen bir güç gibi. Yani evet, şans var ama o şansı yakalayabilmek için hazır olmanız gerekiyor.
Tesadüf kavramına ise pek inanmıyorum. Hayatta yaşadığımız her şeyin bir nedeni olduğuna, her olayın bizi başka bir kapıya hazırladığına inanıyorum.
Başarı mı, hırs mı?
İkisi de. Hırs, aslında başarının görünmeyen motoru gibi. Bazı insanlara doğuştan yüklenmiş bir yazılım gibi geliyor bana. Sonradan kazanılan bir şey değil, daha çok karakterin bir parçası inançla birleştiğinde insanı ileri taşıyan çok güçlü bir motivasyon kaynağına dönüşüyor. Hırs olmadan da başarı elde edilebilir elbette ama sürdürülebilirliği zor olur. Benim deneyimimde hırs, başarıyı tetikleyen ve onu devam ettiren bir itici güç oldu.
Avrupa Korosu ve Boğaziçi Caz Korosu ile 150’nin üzerinde konser verdiniz. Solo sahne ile ekip halinde söylemek arasında nasıl bir fark var?
Aslında ikisi bambaşka deneyimler. Müziğe başlarken çok sesli müzikle ilerlemek istedim çünkü bunun müzikal gelişime büyük katkısı olduğuna inanıyorum. Koro müziği kulağı inanılmaz geliştiriyor. Bunun ötesinde bana birlikte üretmeyi, kolektif bir ruhla hareket etmeyi, sabretmeyi ve egoyu dengelemeyi öğretti. Koro, insanı hem müzikal hem de kişisel anlamda çok besleyen bir alan.
Solo sahne ise çok daha kişisel bir alan açıyor. Orada kendi dünyanızı kurabiliyorsunuz. Şarkılara kendi yorumunuzu katmak, kendi hikâyenizi dinleyiciyle paylaşmak bambaşka bir his. İkisinin de yeri çok ayrı ve ikisi de beni farklı yönlerden besleyen deneyimler oldu.
Ses tonunuzu ve şarkı söyleme tarzınızı nasıl tanımlarsınız?
İnsanın kendi sesiyle barışması gerçekten zaman alıyor. Kariyerimin ilk yıllarında sesimi de, yorumumu da yeterince beğenmiyordum. Ama bugün geriye dönüp baktığımda, o memnuniyetsizliğin beni geliştiren en önemli motivasyon olduğunu görüyorum. Çünkü daha iyisi için çalışmaya itiyordu. Son birkaç yıldır sesimi sevdiğimi ve onunla barıştığımı söyleyebilirim. Onu bir elmas gibi işlediğimi hissediyorum. Tarz olarak ise klasik bir pop şarkıcısından biraz daha farklı bir yerde durduğumu düşünüyorum. Yabancı müzikten çok beslendim ama aynı zamanda nağmeli şarkılar da sesime çok yakışıyor. Farklı tarzlar arasında dolaşabilmek ve her birine kendi yorumumu katabilmek benim için çok kıymetli.
Ajda Pekkan, Behzat Gerçeker, Sertab Erener, Yıldız Tilbe ve Nil Karaibrahimgil gibi isimlerle çalıştınız. Bu iş birlikleri size neler kattı?
Bu isimlerle çalışmak benim için başlı başına bir okul gibiydi. Çok büyük sahnelerde, çok güçlü isimlerle birlikte olma fırsatı buldum ve bu süreçte sürekli öğrenmeye odaklandım. Hepsinden farklı şeyler öğrendim ama özellikle Ajda Hanım’la çalışmak yorumculuğumu bambaşka bir seviyeye taşıdı. Onun disiplinini, detaylara verdiği önemi yakından görmek benim için çok kıymetliydi.
Tabii bu süreçte solo kariyerime odaklanmak zaman zaman geri planda kaldı. Bu da bir anlamda zaman kaybı gibi görünebilir ama bugün baktığımda aslında o birikimin beni ben yapan en önemli yapı taşlarından biri olduğunu düşünüyorum. Bu yolculuk beni yeni bir “Ezgi” noktasına getirdi. Bunu çok net hissediyorum. Kendimi daha iyi tanıdığım, ne yapmak istediğimi daha iyi bildiğim bir yerdeyim…
Mükemmeli aramayı Ajda Pekkan’dan öğrendiğinizi söylüyorsunuz. Peki bulabildiniz mi?
Mükemmeli aramayı ondan öğrendim ama mükemmelin aslında var olmadığını hayat bana öğretti. Bu farkındalık da beni oldukça rahatlattı. Çünkü hayatın kendisi kusurlu ve o kusurların içinde büyük bir gerçeklik var. Artık o kusurları çok daha fazla seviyorum. Hatta bazen kayıtlarımda özellikle bırakıyorum. O doğallık, o “insani” taraf bana çok daha samimi geliyor.
Ajda Pekkan ile çalışmak kariyerinizde bir şans mıydı?
Tanışmamız belki bir şanstı ama o noktaya gelmemde kendi emeğimin de büyük payı olduğunu düşünüyorum. Sonrası ise tamamen çalışkanlık, disiplin ve işe duyduğum saygıyla ilgiliydi. Ajda Hanım da bunu gördü ve sanırım bu yüzden uzun yıllar birlikte çalıştık. Benim için her zaman çok özel bir yerde olacak.
Instagram’da yeniden yorumladığınız şarkılar büyük ilgi görüyor. Bu proje nasıl ortaya çıktı?
Aslında bu fikir çok eskiden beri aklımdaydı. 2018’den itibaren bu tarz videolar çekmek istiyordum ama teknik imkânsızlıklar nedeniyle sürdürülebilir olmadı. Yaklaşık 1,5 yıl önce evlendikten sonra eşim Api ile birlikte evimize bir stüdyo kurduk ve her şey değişti.
Bu alan bana özgürce üretme imkânı verdi. Üstelik paylaştığım tüm videolar canlı performans; hiçbir playback yok. Sanırım insanların bu projeye bu kadar ilgi göstermesinin nedeni de bu samimiyet. Günümüzde müzikteki yapaylık arttıkça, insanlar daha gerçek ve duygulu yorumlara yöneliyor. Gelen mesajlar da bunu açıkça gösteriyor.
Yeni projeler yolda mı?
Evet, sadece bir single değil, birden fazla single ve bir albüm de yolda. Artık kendi stüdyomuzun olması üretim sürecimi inanılmaz hızlandırdı. Çok daha özgür ve üretken bir döneme girdim diyebilirim.
Sektörde kadın olmanın zorluklarını yaşadınız mı?
Kendi adıma çok ciddi zorluklar yaşadığımı söyleyemem. Çalıştığım insanlardan hep saygı gördüm. Ama sektörde bu tür deneyimler yaşayan çok fazla kadın olduğunu biliyorum. Yine de artık daha bilinçli bir çağdayız. Kadınların kendilerini daha güçlü ifade edebildiğini ve bu tür durumlara karşı daha sağlam durabildiğini düşünüyorum.
Hayat ve müzik iç içe bir yolculuk… Bu yolculuk sizi bugün nerede konumlandırıyor?
Bu yolculuk beni yeni bir “Ezgi” noktasına getirdi. Bunu çok net hissediyorum. Kendimi daha iyi tanıdığım, ne yapmak istediğimi daha iyi bildiğim bir yerdeyim. Bu da beni hem üretim anlamında hem de hayallerimi büyütme konusunda çok daha güçlü bir noktaya taşıyor.
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Her zaman çok nazik ve içten bir ilgiyle yaklaştın bana. Gerçekten müziği seven biriyle konuşmak benim için çok kıymetli. Bunun için sana çok teşekkür ederim. Ve umarım bundan sonra da konserlerde en ön sırada seni görmeye devam ederim.








