“Anlık Moda” Üretmektense Yıllar Sonra Da Karakterini Koruyacak Parçalar Yaratmayı Önemsiyorum!
Türkiye’nin en özel moda tasarımcılarından biri Sevgili Özlem Süer…
Koleksiyonları
Türkiye’nin özgün tasarım anlayışı ve zamansız çizgileriyle moda dünyasında ayrıcalıklı bir yere sahip olan Özlem Süer, yıllardır başarı hikâyesini istikrarla sürdüren özel isimlerden biri. Dostluğumuzun da yıllara dayandığı Özlem Süer; detaylara verdiği önem, kumaş ve işçilik konusundaki titizliği, her zaman bir adım önde olmayı başaran koleksiyonlarıyla dikkat çekiyor.
Markasını ilmek ilmek dokuyarak bugünlere taşıyan, bir kadın tasarımcı olarak sektörde güçlü bir şekilde var olmayı başaran Özlem Süer ile bu ay sizler için çok özel bir röportaj gerçekleştirdim. Moda yolculuğundan ilham kaynaklarına, başarılarının ardındaki detaylardan geleceğe dair hedeflerine uzanan bu samimi sohbetle sizleri baş başa bırakıyorum…
Moda sektörüne yıllarını veren bir isim olarak, kariyerinin hangi dönemindesin?
Yaşamın daha olgun, daha özgür ve daha katmanlı bir evresindeyim. Artık sadece bir giysi tasarlamak değil; bir atmosfer, bir hafıza, bir hikâye ve bir yaşam hissi kurmak ilgimi çekiyor. Moda benim için giderek sanat, mimari, performans ve duygusal deneyimle iç içe geçen bir alana dönüştü.
Bu dönemde en çok önemsediğim şeylerden biri aktarım. Genç tasarımcılarla, sanatçılarla, farklı disiplinlerle bir araya gelmek, kolektif üretim yapmak, yılların sezgi ve bilgisini paylaşmak çok değerli. Çünkü moda artık yalnızca “trend” değil, kültürel bir hafıza alanı.
Bu uzun yolculuk neler öğretti size?
Bir giysi bazen bir hafızayı, bazen bir coğrafyayı, bazen bir kadının yeniden ayağa kalkma hissini taşıyor. Özellikle couture çalışırken insanların hayatlarının en özel anlarına dokunuyorsunuz; bu büyük bir sorumluluk.
Disiplinler arası düşünmenin gücünü öğrendim. Sanat, müzik, mimari, edebiyat, zanaat… Hepsi modayı besliyor. Moda tek başına yaşayamaz, sürekli beslenmek ister. Bir diğer önemli şey “kendi sesini korumak”. Trendler çok hızlı değişiyor, dijital dünya çok gürültülü… Ama insan iç sesini kaybetmeden üretmeyi öğrenince özgürleşiyor. Zamansızlık biraz da oradan geliyor.
Azimli misiniz? Hırslı mısınız?
Evet, çok azimliyim. Ama bunu “istikrarlı bir tutku” olarak tanımlıyorum. Moda uzun soluklu bir alan; yalnızca yetenekle değil, devam edebilme gücüyle var olabiliyorsunuz. Yıllar boyunca aynı heyecanı koruyup üretmeye devam etmek ciddi bir dayanıklılık istiyor.
Özlem Süer denilince dikişleri gelir… Bu dikişler bir imza değil mi?
Kesinlikle. Dikiş benim için asla sadece teknik bir detay olmadı. Dikiş, bir giysinin omurgası gibi; sessiz ama karakteri belirleyen en önemli unsur.
Bir giysinin sadece uzaktan etkileyici görünmesine değil, yakından bakıldığında da aynı özeni taşımasına inanıyorum. İç temizliği, dikişin akışı, kumaşın bedene oturuşu… Bunlar görünmeyen bir lüks dili yaratır. O yüzden hep kusursuzluk hissinin peşindeyim.
Yıllar içinde koleksiyonlarınızla fırtınalar estirdiniz. Sırrınız nedir?
Modayı hiçbir zaman sadece “giyinmek” olarak görmemek. Her koleksiyona bir duygu, bir hafıza, bir atmosfer gibi yaklaşıyorum. İnsanlar yalnızca bir elbise görmek istemiyor; bir hikâyenin içine girmek istiyor. Bir diğer önemli şey kendi dilime sadık kalmak. Gerçek kimlik, zaman içinde tekrar eden karakterden doğar. Haute couture sabır sanatı. En büyük sır ise şu: Kendimi tekrar etmemeye çalışırken özümü kaybetmemek. Moda çok hızlı değişiyor, sürekli yeni olmak zorundasınız ama kendi ruhunuzu korumalısınız. Bu denge kolay değil.
Aynaya baktığınızda bir itirafta bulunsanız?
Moda dünyasında kalabilmek için yetenek yetmez. Çok güçlü bir ruh, dayanıklılık ve kendine yeniden inanma gücü gerekir. Bunca hızın içinde hâlâ heyecan duyabiliyorsam, bir kumaşa dokunduğumda yeni bir hayal kurabiliyorsam, bu benim için başarının en gerçek hali.
Kendi tasarımlarınızı nasıl tanımlarsınız?
“Anlık moda” üretmektense, yıllar sonra da karakterini koruyacak parçalar yaratmayı önemsiyorum.
Kırılma noktanız?
İnsanı büyüten şey kusursuz geçen dönemler değil, kırıldığı yerden yeniden şekil almasıdır. Bugün tasarımlarımdaki katmanların, duygunun ve derinliğin bir kısmı oradan geliyor. Kırılma noktam; babamın rahatsızlığı ve tedavisi için akademik yolculuğumu marka kurarak evirmek.
İstanbul Fashion Week artık yok… Gerektiği gibi ses çıkarabildiniz mi?
Moda haftaları bir ülkenin yaratıcı hafızasını dünyaya gösteren önemli platformlardır. İstanbul’un potansiyeli varken ritmin zayıflaması düşündürücü. Türkiye inanılmaz bir üretim bilgisine, tekstil gücüne, zanaat kültürüne ve genç enerjiye sahip. Ama moda sadece üretimle büyümez; sürdürülebilir bir ekosistem, kurumsal destek ve ortak hareket etme kültürü gerekir. Dönem dönem hepimiz kendi mücadelemizin içinde kaldık, kolektif ses yeterince güçlü çıkamadı. Ama hâlâ umutsuz değilim. İstanbul’un çok güçlü bir hikâyesi var. Doğru birlikteliklerle yeniden güçlü bir moda merkezi olabileceğine inanıyorum.
Özlem Süer White’ın heyecan yaratan tarafı nedir?
Gelinliği sadece “özel bir gün kıyafeti” olarak görmemesi. Bir kadının duygusunu, karakterini ve hayalini taşıması gerektiğine inanıyorum. Koleksiyonun merkezinde romantizm kadar kişilik de var. Klasik algıyı kırıp daha modern, özgür ama duygusal bir couture dili kuruyorum. Güçlü siluetler, heykelsi formlar, ince işçilik… Gelinlik bazen şiir gibi akmalı, bazen güçlü bir duruş gibi hissettirmeli. Dikişlerin temizliği, korsenin oturuşu, tülün hareketi… Gerçek lüks orada başlıyor.
Koleksiyonlarınızın olmazsa olmazları?
Her koleksiyonun bir hikâyesi, atmosferi, bazen bir hafızası olmalı. Göç, zaman, kadınlık, kırılganlık, güç, doğa, şehirler, sanat… Bunlar görünmez şekilde koleksiyonların içine giriyor. Materyal seçiminde dokuyu önemsiyorum. Tafta, ipek, dantel, organze… Mat ve parlak yüzeylerin kontrastı derinlik katar. Renklerde zamansız bir palet: ekru, siyah, ten tonları, pudra. Ama her renkte sofistike bir sakinlik arıyorum.
Kırmızı çizginiz?
Ruhu olmayan tasarım. Sadece dikkat çekmek için yapılan, içinde emek, duygu ya da fikir taşımayan hiçbir şey beni heyecanlandırmıyor. Moda bir anlam taşımalı.
Pes ettiğiniz zamanlar oldu mu?
Evet. Bir kadın olarak aynı anda çok fazla rolü taşımak zorunda kalıyorsunuz. Pes etmek istediğim anlar oldu ama tamamen bırakmayı hiç istemedim. Çünkü tasarım benim için düşünme ve yaşama biçimi. Her kırılmanın içinden yeni bir dil çıkarmayı öğrendim.
Yeni projeleriniz?
Evet. Dijitalde daha görünür bir döneme giriyoruz. Ayrıca moda, sanat, performans, zanaat ve deneyimi bir araya getiren disiplinler arası işler üzerine düşünüyorum. Geleceğin modası daha çok “yaşanan” bir alan olacak.
Son olarak?
İnsan kendi özünü ve hayal kurma cesaretini korumalı. Samimiyet, emek ve ruh taşıyan işler her zaman iz bırakır. Ben hâlâ yeni bir kumaşa dokunduğumda heyecanlanan biriyim. Yaratıcı kalmanın sırrı merakı kaybetmemek. Türkiye’nin anlatacağı çok güçlü hikâyeler var. Birlikte üretmeye devam etmeliyiz.








