Her Şarkı Bir Hikâye Taşır!
Onu Ne Kadar İçten Anlatırsanız O Kadar Güçlü Karşılık Bulur…
Zarafetiyle olduğu kadar sahiciliğiyle de iz bırakan, sahnelerin fırtına ismi Barbaros’la, bir araya geldim bu ay. Müziğin hayatındaki yerini, sahnedeki dönüşümünü ve yeni projelerini konuştuğumuz özel röportajımla sizleri baş başa bırakıyorum.
Barbaros İle Müzik, Sahne Ve Sahicilik Üzerine
Müziğe başlama hikâyenizden ziyade, onun hayatınızın tamamına nasıl yayıldığını merak ediyorum. Bu yolculuğu bilinçli bir kariyer planı olarak mı kurdunuz?
Müzik zaten hayatımın içindeydi ya müzik düşünüyordum ya da bir şekilde onunla temas hâlindeydim. Ancak bunun hayatımı yönlendiren ana eksen hâline gelmesi lise sonrası oldu. Konservatuvarı kazandım, aynı zamanda işletme okudum ve yüksek lisans yaptım. Yine de içten içe hep sadece müzik yapacağımı biliyordum. Türkiye’de müzik kariyerini planlamak çok kolay değil. Büyük ideallerle yola çıkıyorsunuz ama yol sizi farklı yerlere götürebiliyor. Yaşadığınız coğrafya ve toplum, yaptığınız müziği de kariyerinizi de ciddi biçimde etkiliyor. Her şey planladığım gibi ilerlemedi ama menajerlik şirketimle birlikte farklı bir bakış açısı ve ivme yakaladım. Profesyonel anlamda atılan her adım, beraberinde yeni bir vizyon getirdi.
Ailenizin bu yolculuğa yaklaşımı nasıldı? “Müzisyen olacağım.” dediğinizde nasıl karşıladılar?
Ailem, sadece müzik yapma fikrinden dolayı doğal olarak endişeliydi. Gelecek kaygısı ve sanat dünyasının belirsizlikleri her aile gibi onları da bir miktar düşündürdü. Bu yüzden başka bir bölüm okudum, farklı işler de denedim. Aslında kaygılarında haklıydılar ama buna rağmen müzikten kopmamam için hep yanımda oldular, desteklerini hiç esirgemediler. Bu süreçte hem akademik bir temel oluşturmam hem de hayallerimin peşinden gitmem konusunda bana duydukları güven en büyük motivasyon kaynağım oldu.
Sizi müziğe iten ilk duygu neydi? O duygu hâlâ sizinle mi?
Müzik bazen hayatın içindeki keyfi artıran bir unsur, bazen de o hayattan uzaklaşmanın en güçlü yolu. Benim için müzik her zaman bir sığınak ve kendini ifade etme biçimi oldu. Zamanla o ilk duygu başka duygularla birleşti, büyüdü. Müzikle kurduğum ilişki derinleştikçe daha olgun, daha dingin bir yerden yaklaşmayı öğreniyorsunuz. İlk başlardaki o ham heyecan, şimdi yerini tecrübe ve derin bir kavrayışa bıraktı.
Sesinizin belirgin bir karakteri var. Sizce bir sanatçının sesi onun kişiliğini ne kadar yansıtır? Sahnedeki Barbaros ile gündelik hayattaki Barbaros arasında fark var mı? Nedir bu farklar?
Her sesin kendine ait bir karakteri vardır ama bu doğrudan kişiliği ele vermez. Daha çok bir yansıma hissi yaratır. Asıl belirleyici olan sanatçının sesi nasıl kullandığı, nasıl yorumladığıdır. Ses, ruhun bir yansıması olsa da teknik ve yorumla şekillenir. Sahnedeki ben ile sokaktaki ben aynı değilim. Sahne insanı daha açık, daha savunmasız kılar; tüm duygularınızı binlerce insanın önünde apaçık yaşarsınız. Gündelik hayatta ise kendinizi saklama ya da farklı davranma alanınız var. Sosyal hayatta daha içe dönük olabilirken, sahnede tüm sınırların kalktığını hissediyorum.
Sahne sizin için bir “ait olma” duygusu yaratıyor mu? Orada bulunmak hâlâ heyecan veriyor mu?
Buna “evinde hissetmek” denir mi emin değilim ama sahnede rahat, iyi ve aynı zamanda heyecanlı hissediyorum. Orası benim kendimi en var hissettiğim yerlerden biri. Eğer “Benim burada ne işim var?” diye düşünüyorsanız zaten sahneye çıkamazsınız. Ben hâlâ sahne öncesi o tanıdık heyecanı, hatta küçük bir karın ağrısını hissediyorum. Bu heyecan, yaptığınız işe duyduğunuz saygının bir göstergesi.
Müzik dışında sizi besleyen şeyler neler? Günlük hayatınız nasıl akıyor? Barbaros neler yapar?
Kitaplar, sinema, dost sohbetleri, çizgi romanlar, yeni diller öğrenmek… Bana bir şey katan, öğreten her şeyle vakit geçirmeyi seviyorum. Zihni taze tutan hobiler, müzikal yaratıcılığı da doğrudan besliyor. Genel olarak sakin bir yaşamım var. Herkes gibi sıradan ama kendime vakit ayırdığım anlarla dolu bir akış içinde yaşıyorum. Müzik bazen hayatın içindeki keyfi artıran bir unsur, bazen de o hayattan uzaklaşmanın en güçlü yolu…
Dışarıdan bakıldığında sizde güçlü bir zarafet ve dinginlik algısı var. Bu bilinçli bir sahne dili mi yoksa doğal bir yansıma mı?
“Zarif görünmeliyim!” gibi bir çabam yok. Olduğum hâlimi yansıtmaya çalışıyorum. Eğer böyle bir izlenim oluşuyorsa bu beni mutlu eder. Zaten yapay bir şey olsa izleyici bunu hemen fark eder; seyirci sahiciliği her zaman ayırt eder. Bu dinginlik belki de iç dünyamdaki fırtınaların müzikle dengelenmiş bir sonucudur.
Sahne sizin için bir dönüşüm alanı mı, yoksa en çok kendiniz olduğunuz yer mi?
Aslında ikisi de. Sahne sabit bir alan değil. Hem kendinizsiniz hem de anın duygusuna göre değişip dönüşebiliyorsunuz. Şarkının ruhu sizi başka bir yere taşıyor, o anda kendinizden vazgeçmeden başka hikâyelerin kahramanı olabiliyorsunuz.
Bir şarkı ortaya çıkarken nasıl bir süreç yaşıyorsunuz? Belirli bir yaratım rutininiz var mı?
Keskin bir ritüelim yok. Şarkıya odaklanıyorum ve tamamlanmış hâlini zihnimde canlandırıyorum. O hikâyenin içine girmeye çalışıyorum. Teknik detaylardan ziyade şarkının bana ne hissettirdiğiyle ilgileniyorum; duygu geçtiğinde teknik zaten onu takip ediyor.
Sizi aynı zamanda bir hikâye anlatıcısı olarak da görüyoruz. Sahne sizin için bir anlatı alanı mı?
Her şarkı zaten bir hikâye taşır. Onu ne kadar içten anlatırsanız o kadar güçlü karşılık bulur. Sahneyi bir tiyatro sahnesi gibi görmüyorum, daha çok duyguların aktarıldığı bir alan. Ama geçmişte müzikallerde yer aldım, oyunculuk deneyimim var; bu tecrübeler sahnede hikâyeyi aktarırken bana büyük avantaj sağlıyor.
Müzik endüstrisinin yönlendirmelerine mesafeli durdunuz. Bunun bir karşılığı oldu mu?
Sırf moda diye bir tarza yönelmedim, yönelmeyi de düşünmüyorum. Kendi çizgimi korumak benim için her şeyden önemli. Ama çağın dışında kalmak da istemem; günceli takip edip kendi süzgecimden geçiriyorum. Eğer bunun “bedeli” daha az dinlenmekse bu benim için sorun değil. Az ama gerçekten bağ kuran, ne yaptığımı bilen bir dinleyici kitlesi bana yeter.
Geriye dönüp baktığınızda “en gerçek” dediğiniz an hangisi? Unutamadığınız sahneler var mı?
Gerçek olmayan anları zaten hatırlamıyorum. “Mış gibi” yapmaktansa hiç yapmamak daha doğru. Şarkı söylerken sahicilikten uzaklaştığınız anda bu hemen hissedilir ve o sihir bozulur. Tek bir sahne seçmek zor ama seyircinin coşkusunun yükseldiği, tek bir yürek olduğumuz o anlar benim için en kıymetli hazinelerdir.
Önümüzdeki dönemde neler var?
Yeni projelerim elbette var; yeni düetler, farklı konseptlerde şarkılar ve sahne performansları… Hepsini ekibimle titizlikle planlıyoruz ve hayata geçiriyoruz. Dünya genelindeki sıkıntılar ve savaşlar her şey gibi eğlence dünyasını da baltaladı ama sanat her zaman iyileştirici bir güce sahiptir. Elbette her şey düzelecek, müziğin birleştirici gücüne olan umudumuz her zaman var.








