Sanatı En Doğru Şekilde Nasıl Anlatabileceğimi Düşünerek Üretmeye Devam Ediyorum
Kültür ve sanatın renkli dünyasında önemli projelere imza atan, iletişim alanındaki başarılı çalışmalarıyla da adından söz ettiren sevgili Aslı Yörükoğlu ile bu ay bir araya geldik. Kariyer serüvenini, yaşam yolculuğunu ve geleceğe dair hayallerini samimiyetle anlattığı bu özel röportaj şimdi sizlerle…
Aslı Yörükoğlu’nu yakından tanıyan biri olarak Güzel Sanatlar mezunusunuz ama sizi tanımayanlar için kendinizi nasıl anlatırsınız?
Ben kendimi kültür-sanat ve iletişim arasında köprü kuran biri olarak tanımlıyorum. Hayatım boyunca sanatçı bir ailede büyüdüm, Türkiye’de ve dünyada önemli sanatçılarla aynı sofrayı paylaştım, sohbet ettim ve hayatlarına eşlik ettim. Sanatın insan hayatındaki dönüştürücü gücünü yakından gördüm. Bir yandan kültür-sanat projeleri ve yaratıcı çalışmalarla iç içe olurken, diğer yandan iletişim dünyasının disiplinini ve dilini deneyimleme fırsatı buldum. Bugün Props&Co Creative Communication çatısı altında markalar, sanatçılar ve projelerle çalışıyor, sanatı en doğru şekilde nasıl anlatabileceğimi düşünerek üretmeye devam ediyorum. En büyük motivasyonum ise üreten insanların hikâyelerini görünür kılabilmek.
Sanat ve tasarım aşkı nasıl doğdu sizde peki?
Sanat benim için sonradan hissedilmiş bir alan değil, çocukluğumdan itibaren hayatımın doğal bir parçasıydı. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okudum. Dedem Ferruh Başağa, Türk modern resim sanatının öncü isimlerinden biriydi. Anneannem Nermin Başağa dans üzerine eleştiriler ve röportajlar yapan isimlerdendi. Ailemizin bir diğer önemli ismi yazar Ayşe Kulin’dir. Amcam Engin Yörükoğlu, Moğollar’ın kurucularından ve davulcusuydu. Ağabeyim İmer Demirer ise önemli caz trompetçilerindendir.
Kültür ve sanat ailemizin her zaman doğal bir parçası oldu. Annem, Bodrum Art Sanat Derneği’nin kurucusu ve onursal başkanı olarak yıllardır sanatın gelişmesi için emek veriyor. Babam ise Galatasaray Lisesi ve Vakfının Kültür Danışmanı idi. Böyle bir aile mirasının içinde büyümek bana sanatın bir hobi değil, yaşam biçimi olduğunu öğretti. Çok önemli sanatçılarla çalışma fırsatı buldum. Süleyman Saim Tekcan’ın Çamlıca Sanat Evi’nde değerli sanatçılarla baskı atölyelerinde çalışmalar yaptım. Sanırım sanat sevgim, ailemden bana geçen en değerli miraslardan biri.
Eski yıllara dönersek ilk yaptığınız tasarım nedir ve hâlâ sizde mi?
İlk tasarımlarım çocukluk yıllarında ailemin sanat eserlerine yardım ederek başladı. Üniversite yıllarından sonra profesyonel anlamda ilk işlerim birçok sanatçıyla yaptığım baskı çalışmalarıydı ve hâlâ üzerlerinde imzalarıyla duruyorlar. En önemlilerinden biri aile dostumuz Füreya Koral’ın ismime imzaladığı baskıdır. Devrim Erbil, Mehmet Pesen, Gül Derman, Süleyman Saim Tekcan ve Ergin İnan gibi isimlerin imzalı eserleri de koleksiyonumda yer alıyor.
Ferruh Başağa’nın torunu olmanız sizi etkiledi mi?
Elbette etkiledi. Ferruh Başağa sadece aile büyüğümüz değil, aynı zamanda Türkiye’nin modern sanat tarihine iz bırakmış önemli bir sanatçıydı. Onun mirasını taşımak benim için hem ayrıcalık hem sorumluluk oldu. Sanata duyduğum saygının ve estetik anlayışımın şekillenmesinde büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim.
Kurumsal hayatın içinde yer alıyorsunuz. Neler söylemek istersiniz?
Kurumsal hayatın temposu gerçekten yüksek. Ancak doğru ekiplerle çalıştığınızda ve işinizi tutkuyla yaptığınızda bu tempo sizi besleyen bir enerjiye dönüşüyor. Başarının temelinde işinizi bilmek, detayları görebilmek ve çözüm odaklı olmak yatıyor. Ayrıca disiplin, güven ve sürdürülebilir ilişkiler de çok önemli. Uzun yıllardır birçok markayla çalışmamın en önemli sebebi de karşılıklı güvene dayalı iletişim kurabilmek.
Bir kadın olarak hem sanatın hem kurumsal dünyanın içinde olmak size neler kazandırdı?
Kadın olmakla ilgili bir ayrım yapmıyorum. Öncelikle insan olarak bakmak gerektiğine inanıyorum. Ancak kadınların birçok konuda daha öngörülü ve detaycı olduklarını düşünüyorum. En büyük kazancım farklı dünyaları bir arada deneyimlemek oldu. Sanat bana özgür düşünmeyi, kurumsal hayat ise stratejik hareket etmeyi öğretti. Elbette zaman zaman özel hayatınızdan fedakârlık yapmanız gerekiyor. Ancak geriye dönüp baktığımda kazandıklarımın çok daha fazla olduğunu görüyorum.
Zorlandığınız anlar oldu mu?
Her zorluğun içinde mutlaka bir öğrenme fırsatı olduğuna inanıyorum. İşinizi sevmek, sabırlı olmak, vazgeçmemek ve çözüm odaklı kalmak benim en önemli prensiplerim oldu. Ayrıca güçlü bir çevreye ve aile desteğine sahip olmak da zor dönemlerde insana güç veriyor. Çevrenizde size inanan insanlar olduğu sürece aşamayacağınız şey yok.
Kendi alanınızda neler yapıyorsunuz?
Kültür-sanat projelerinin iletişim süreçlerini yönetiyor, sanatçılarla çalışıyor ve kurumlarla sanat arasında iş birlikleri geliştiriyorum. Türkiye’nin önemli sanatçılarıyla çalışmak büyük bir sorumluluk. Sanatçıyı ve sanatı iyi tanımak gerekiyor. Bunun yanında marka iletişimi, medya ilişkileri ve etkinlik yönetimi alanlarında da faaliyet gösteriyorum. Özellikle sanatın daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağlamak beni heyecanlandırıyor.
Kürşat Başar’ın da menajerliğini yapıyorsunuz…
Kürşat Başar’ı çok seviyorum. Çok yönlü, üretken ve sanata önemli katkılar sunan çok değerli bir isim. Onun projelerinde yer almak ve üretim süreçlerine katkı sağlamak benim için büyük bir mutluluk. Hem müzik alanında hem yazarlığında hem de televizyon çalışmalarında kendisinden çok şey öğreniyorum.
Avrupa ile kıyaslandığında Türkiye nerede?
Türkiye’de iletişim, kültür-sanat ve yaratıcı endüstriler son yıllarda önemli bir gelişim gösteriyor. Avrupa ile kıyaslandığında hâlâ kat etmemiz gereken yollar var ancak yaratıcı insan kaynağımızın ve üretim gücümüzün yüksek olduğunu düşünüyorum. Doğru yatırımlar ve sürdürülebilir projelerle çok daha güçlü bir konuma ulaşabiliriz.
Menajerlik, global markalar ve kültür-sanat… Bunların rengi sizce nedir?
Benim için bu renk kırmızı olurdu. Çünkü kırmızı hem yaratıcılığı hem güven duygusunu hem de heyecanı temsil ediyor. Bir tarafında sanatın özgür ruhu, diğer tarafında kurumsal dünyanın profesyonelliği var.
Hayat bundan sonra Aslı Yörükoğlu’na neler fısıldıyor?
Hayat bana “yola devam” diyor. Düşünmeye, üretmeye, paylaşmaya ve hayata geçirmeye devam etmem gerektiğini söylüyor. Yeni insanlar tanımayı, yeni projeler geliştirmeyi ve kültür-sanat alanında kalıcı izler bırakmayı seviyorum.
Yeni projeler olacak mı?
Kesinlikle olacak. Üzerinde çalıştığımız kültür-sanat projeleri, sergiler, sanatçı iş birlikleri ve iletişim projeleri bulunuyor. Önümüzdeki dönemde hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda ses getirecek çalışmalarla yol alacağımıza inanıyorum.
Son olarak neler paylaşmak istersiniz?
Sanatın, kültürün ve iyi iletişimin insanları bir araya getiren en güçlü unsurlar olduğuna inanıyorum. Üreten, hayal kuran, değer yaratan, heyecanını kaybetmeyen herkesin yanında olmaya devam edeceğim. Çünkü hayatın en güzel tarafı üretmek ve o üretimi başkalarıyla paylaşabilmektir.








