Nostalji ve Samimiyet Üzerine
“Buket Hanım, sizi ekranın en içten, en ‘aileden biri’ hissi veren dönemlerinden beri tanıyoruz. Bugün dünyanın çok daha hızlı, ilişkilerin ise daha mesafeli olduğu bir çağdayız. Bu değişimin içinde o tanıdık sıcaklığınızı ve samimi gülüşünüzü korumayı nasıl başarıyorsunuz? Kendinizi yenilerken, ruhunuzu hep aynı yerde tutmanın bir sırrı var mı?”
Cevap:
Öncelikle ruhumu taze tutmayı kafamda başarıyorum. Hayatta önümüze ne gelirse gelsin, onu alt edebilmek için ileriye bakmayı; travmayı ertelemeyi, ötelemeyi ve hafifletmeyi öğrenebiliriz. İnsan aklı ve kalbi her şeyden önemli. Ne sadece vicdanla ne de yalnızca akılla hareket etmeliyiz; ikisi birbiriyle örtüşmeli.
Kendimi güncelliyorum. 20 yaşında bir oğlum var; onun çevresi, oynadığım oyunlar, çocuklara yaptığım etkinlikler ve gençlerle sohbetlerim beni dinç, canlı ve güncel tutuyor. Yorulmadan, kendime has bir düzen kurabildim. Gülüşüm için çok teşekkür ederim. Hayatımızda başımıza gelenler için başkalarını suçlamamak gerektiğine inanıyorum. Kimsenin kabahati yok; insan kalabilmek ve insancıl durabilmek çok önemli.
Yeni Oyun ve Sahne Heyecanı Üzerine
“Yeni oyununuzla yeniden sahnede izleyiciyle buluşmanın heyecanını yaşıyorsunuz. Onca yılın deneyimine rağmen, perde açılmadan hemen önceki o birkaç dakikada kalbiniz hâlâ aynı hızda mı atıyor? Bu yeni karakterle izleyici, Buket Dereoğlu’nun daha önce pek tanık olmadığı hangi duygusuyla karşılaşacak?”
Cevap:
Evet, şu anda iki oyunum var. Bir tanesi Olaylar Çok Büyük; Burçin Gazze’nin yazıp yönettiği bir oyun. Diğeri ise Marka Molletti – Altı Kişilik Pijama. İkisi de komedi ağırlıklı.
Olaylar Çok Büyük’te Tokat’ta oynadığımız, dünyanın herhangi bir ülkesinde geçen bir hikâyede devlet başkanının sekreterini canlandırıyorum. Oyunda bir virüs bulaşıyor, başkan hastalanıyor ve olaylar karışıyor. Kara mizah yönü güçlü bir komedi. Diğer oyunumuz ise daha bildiğimiz salon komedisi; altı kişilik bir kadroyla arkadaşlık ilişkilerini anlatıyoruz.
Bu projeler beni çok heyecanlandırıyor. Çünkü her oyunda yeni bir seyirci grubu var. O yüzden her oyun günü, adeta bir davete hazırlanır gibi, proje disipliniyle çalışıyoruz. Hasta ya da kişisel sorunlarımız olsa bile, bunu seyirciye yansıtmadan oynamak zorundayız ve bunu severek yapıyorum. Heyecanımız hiç bitmiyor.
Tiyatronun İyileştirici Gücü

“Dijital platformların ve dizilerin hayatımızı kuşattığı bir dönemde tiyatro sizin için nasıl bir alan? Sahne, daha çok sığındığınız bir kaçış noktası mı; yoksa kendinizi en çıplak, en gerçek hâlinizle var ettiğiniz bir ‘er meydanı’ mı?”
Cevap:
Dijital platformların bu kadar çoğaldığı bir dönemde, yapılan projelerin ve oyunculukların genel olarak çok düştüğünü düşünüyorum. Tabii ki çok değerli işler ve genç arkadaşlarım da var. Ancak bazı projeler çok zayıf. Dijitalde bir dizi yayınlanıyor, beğeni almazsa kaldırılıyor; o kadar kişinin emeği boşa gidiyor ve insanlar işsiz kalabiliyor.
Tiyatro çok farklı. Hazırlığı, disiplini ve becerisi çok yüksek bir alan. Sahnenin arkasında da birçok insan çalışıyor; herkesin emeği kıymetli. Tiyatroda kalıcılık var. Benim mesleğim bu. Bu işin içinde büyüdüm ve her yıl istikrarlı şekilde en az 50 oyun oynuyorum. Dizilerde daha fazla para var gibi görünebilir ama tiyatroda istikrar ve değer var.
Sektörel Gözlem ve Genç Kuşak
“Sektörde gelip geçici popülerliklere çokça tanıklık ettiniz. Buna rağmen siz hep kalıcı, güven veren bir isim olarak var oldunuz. Bugünün genç meslektaşlarına baktığınızda, ‘Bizim yetiştiğimiz dönemde çok kıymetliydi’ dediğiniz ve bugün eksikliğini hissettiğiniz bir değer var mı?”
Cevap:
Tiyatro benim için bir kaçış alanı değil. Kendimi orada rahat ve çok gerçek hissediyorum. Yaklaşık 40 yıldır bu işi yapıyorum ve ondan kopmam mümkün değil. Vazgeçmek gibi bir durum hiç olmadı.
Yeni oyunları denemek çok önemli. Aynı projeler seyirciyi sıkıyor. Seyirci çok akıllı ve zeki; iyi oyunu, iyi oyunculuğu hemen alıyor ve karşılığını veriyor. Tiyatro her zaman izlenecek bir alan. Oyun sonlarında imza ve fotoğraf çekimlerinde aldığım geri bildirimler bana bunu net şekilde hissettiriyor. İyi ki tiyatroyu seçmişim diyorum.
Genç kuşaklara dair “keşke” dediğim çok şey var. Biz de bir dönem gençtik ama saygı ve hürmet çok önemliydi. Şimdi biraz hafifleme var. Tiyatroda oyundan önce hazırlık en az bir buçuk saattir; ama beş dakika önce gelenler oluyor.
Bu meslek insanlara insanca anlatmayı gerektirir. Zamanı doğru kullanmalı, hem kendimize hem başkalarına değer vermeliyiz. Dekora, ışığa, sese yardımcı olun; kontrol edin. Önce kendinize saygı gösterin. Arkadaşlarınızla sohbet edin, vakit geçirin. İnsanlarla ne kadar çok ve doğru vakit geçirirseniz, o kadar gelişirsiniz.
İlk sahneme 12 yaşında çıktım. Annemden babamdan gördüğüm değerleri şimdi çok daha iyi anlıyorum. Genç arkadaşların sorarak öğrenmesi hayatı çok daha kolaylaştırır.
Kişisel ve İçsel Bir Kapanış
“Televizyonun ve sahnenin alkışlı, ışıklı dünyasından çıkıp eve döndüğünüzde; o ilk sessiz dakikalarda Buket Dereoğlu en çok neyin huzurunu hissediyor? Bugün hayatınızın hangi mevsimindesiniz?”
Cevap:
Oyun bittiğinde, finali yapıp güzel bir tepki aldıysak yorgunluk oluyor ama eve gittiğimde o yorgunluğun tadını huzurla çıkarıyorum. Yalnız kaldığımda günü tekrar düşünüyorum, sakinleşiyorum. Sessizlik benim için çok kıymetli. Günümü düşünerek uyumak beni iyi hissettiriyor.
Bu günlerde hayatımın ilkbaharındayım. Kalbimde güzel çiçekler açıyor. Oyunlarım iyi gidiyor, seyircimle ve arkadaşlarımla bağım çok güçlü. İşim benim için çok önemli; çünkü işim iyi olursa aileme daha iyi bakabilirim.
Dünyada yaşananlar beni çok üzüyor: insanların ölmesi, fakirleşmesi, acı çekmesi… Hayvanlara yapılanlar da öyle. İnsan oğlunun elinde her şey var ama kötü kullanılıyor. Hangi sektörde olursak olalım, karşımızdakini ailesinden biri gibi görmeliyiz. Üç günlük dünyada hiçbir şeyin aslında o kadar önemli olmadığını anlamamız gerekiyor. Gerçek olan tek şey, içinde bulunduğumuz an ve iyi bir insan olabilmek. Gülümseyelim. İyilik dünyadaki en büyük güç. Kimsenin hakkını yemeyelim; çünkü yapılan her şeyin karşılığı mutlaka bulunuyor.








